Para, müsait olan insanı en çabuk ve en tehlikeli yönde değiştiren olgu. Ruhen zafiyeti olan insanlar bu tuzağa çok daha kolay düşüyorlar ve parayı güçle beraber elde ettikleri takdirde, şeytanın yeryüzündeki elçileri oluveriyorlar. Ama aile varlığının maddi manevi içini boşaltmak, kendisinden başka herkesi batırmak için hırstan daha başka şeyler de gerek. Romanımdaki kahraman Selçuk tüm karakter düşkünlük ve düşüklüklerine sahip, hırsın yanı sıra, kıskançlık, haset, yalan, megalomani, iftira, narsisim, entrika, hırsızlık da var. Anlattığım hikayenin örneklerini, az veya çok benzerliklerle yaşamış çok insan biliyorum. Ailenin çok köklü, çok varlıklı olması da gerekmiyor böyle dramlar yaşanması için. Kimisi daha küçük rakamlar, kimisi daha büyük servetler için şeytanlaşıyor. Miktar ne olursa olsun, tarif aynı: ‘Hırsızlık.’
Romanın şeytanla işbirliği yapan Selçuk ve tıpkı sizin önsözde de yazdığınız gibi ‘hayatına giren kötülükleri duygularıyla yoğurup yaratılarla geri gönderen’ Anberin öne çıkıyor. İki zıt karakter ama ortak yönleri de var...
Selçuk şeytan, ama Anberin melek değil. Tüm pozitif enerjisine ve duygu hallerine rağmen, şeytanın yaşattıklarına kayıtsız kalamıyor. Kızıyor, nefret duyuyor, ancak hesaplaşmanın er, geç geleceği günü bekleyerek sakinleşiyor. İkisi de hırslı. Ama Selçuk hırslarını kendisinden başkaları için yıkıcı olmaya adarken, Anberin ise yaratıcı ve yapıcı olmak için aracı yapıyor. Anberin, maddi, manevi tüm sıkıntılara, yoksunluklara karşı dimdik ayakları üzerinde durabilen, gururundan, inandıklarından taviz vermeyen, sevdikleri için bu hayatı cennet yapmak üzere çabalayan bir karakter.
Anberin ile aranızda bir paralellik var mı?
Yaşamışlığımın kitaplarımın satırları arasına girmesi kadar tabii bir şey olamaz. Her romanımdaki kadın kahramanlarımda ben biraz varımdır. Onların da hepsi biraz bende kalırlar. Bu bakımdan, Anberin hem biraz ben’im, hem biraz değilim. Ben de hayatımda kötülüğün farklı dereceleri ve evreleriyle karşılaştım. Acımı, kızgınlıklarımı yaşayışım ve duruşum konusunda Anberin’den çok farklı sayılmam. Kıskançlık gibi nefreti de çok yorucu bulurum. Enerjimi aşağıya çekecek her duygudan, her insandan ve her ilişkiden uzak durmaya çalışırım. Kelimelerle hesaplaşmayı tercih ederim.
Hırslı, kötü ve keskin karakterleri yazmak zevkli olmalı...
Keskin ve baskın karakterleri yaratmak ve yaşatmak tabii ki çok keyifli. Onlar çalışma masamda oturuyor da, satranç oynuyormuşuz duygusuyla yazıyorum. Yer yer onların beni alt etmesine izin veriyorum ama o esnada “şah mat” diyeceğim hamleyi hazırlıyorum. Karakterlerimin içinde en fazla Selçuk’u hissederek yazmaya çalıştım. Çünkü öyküyü yönlendiren karakter o.
Romanda inançlı, namazında niyazında görünüp içten içe sinsi ve kötücül planlar yapan varlıklı kimselere bir örnek olarak karşımıza çıkıyor Selçuk. Bu gibi örneklerin günlük hayatımızda, özellikle Türkiye’de son dönemde çoğaldığını düşünüyor musunuz?
Ben Selçuk Vardar karakterini yarattığım yıllarda, amaçları doğrultusunda dini nasıl istismar edebileceğini kurgulamıştım. Ama aradan geçen beş sene, Türkiye’de buna ne kadar müsait insan olduğunu gösterdi. Demek, aslında içimizde mebzul miktarda vâr olan bir tiplemeymiş. Yine de Selçuk’un eline su dökebilecek azdır.