|
Yasemin kokusu, barış hayali...
DOĞU KUDÜS
Yaseminler akşam vakti daha iç bayıltıcı kokuyor. American Colony'nin bahçesinde, İbrahim'in barı açık. Bir portakal, bir limon, bir zeytin ve bir hurma ağacı, bir de servi... İnsana hep birlikte hangi coğrafyada bulunduğunu söylüyorlar. Ama bu coğrafya benim her zaman içimi acıtıyor. Trajediye doymayan topraklar çünkü. Adımını atar atmaz, sade çekilen acıları dinlersin her seferinde. Amos Oz'un kitabına göz gezdiriyorum. Yaşanmakta olan trajedinin Shakespearevari değil, Çehovvari bitmesini diliyor. Bir hafta önce Ürdün'de, Lut Gölü'nden girdim bu coğrafyaya. Gölün kıyısındaki bir sahnede Filistinli sanatçılar Filistin toprağında çekilen acıları anlattılar dans ederek... Aynı yerde bir yıl önce Filistinli ozan Mahmut Derviş barış şiirleri okumuştu. Filistinli bir bakan konuşma yaptı, "Savaşı değil, barışı istiyoruz; çünkü biz yaşamdan keyif almayı seviyoruz" dedi. Allenby Köprüsü'nden geçip Kudüs'e ulaştığımda Gazze'de, Refah'ta oluk gibi kan aktığını öğrendim. Şaronizm yıkım getirmeye devam ediyordu. Sonra HAMAS'ı dinledim. Ve intihar saldırılarını... Bu saldırıların İsrail'de yarattığı dehşet ve öfkeyi... Bir yıl önceki gibi yine tarafların kendi haklılıklarını kendi ağızlarından dinlemeye, hissetmeye, anlamaya çalıştım. Bir yanda Araplara güvenmeyen Yahudilerin var oluş kaygısı... Öte yanda Filistinlilerin insan gibi yaşayacakları bir yurda, bağımsız bir devlete sahip olma hakkı... İsrail'in işgali altındaki Gazze Şeridi'nde bugün 1 milyon 300 Filistinli yaşıyor. Yüzde 60'ı yoksulluk sınırının altında, günde 1 dolarla hayatını idame ettirmeye çalışıyor. Radikal İslam, HAMAS en çok buralarda güçlü. İsrail'i intihar saldırıları ile vuran fanatizm asıl Gazze'deki yoksullukla sulanıyor. Filistin ayaklanması ya da İkinci İntifada üç buçuk yıldır sürüyor. 3 bin Filistinli ölmüş, 30 bini yaralanmış. İsrail tarafındaysa 900 ölü, 6 bin yaralı. Filistin ekonomisi ölümcül bir darbe yemiş, yarı yarıya küçülmüş, yoksulluk azmanlaşmış... Trajedi nasıl bitecek? Kitapta, eski İsrail başbakanlarından Levi Eşkol'un sözünü okuyorum, ilginç. "Şiddetin kendisinden daha kötü bir şey varsa, o da şiddetin kendisine teslim olmaktır" demiş... Dr. Meir Rosenne'le sohbet ediyoruz. 41 yıl diplomatlık yapmış. İsrail'in Paris ve Washington büyükelçiliklerinde bulunmuş. Mısır'la barışı getiren ilk Camp David sürecinde hukuk danışmanı olarak bulunmuş. Anlatıyor: "On yaşındaydım Romanya'daki pogromdan kurtulduğumda. O zaman 12 bin Yahudi'yi kesmişlerdi. Arkasından Hitler işgali geldi. Kaçmak için ailemle birlikte Köstence'den vapura bindiğimde 14 yaşındaydım ve sene 1944'tü. Bir Türk vapuruydu. Adı, Kazbek'ti. 200 kişilik yer vardı, 738 yolcuyla Karadeniz'e açıldık. Su yoktu, yemek yoktu. Kaptan bize kötü muamele etti. Bugün gibi heyecanla hatırlarım, vapurumuz Boğaz'dan içeri girdiğinde herkesin güverteye çıkıp nasıl şarkı söyleyip dans ettiğini... Haydarpaşa'dan yük vagonlarına doldurulduk, Halep üzerinden bu topraklara geldik." Gazze'yi konuşuyoruz. Yaşanan yıkımdan, ölümlerden duyduğu üzüntüyü dile getiriyor. Ev yıkmanın hukuka aykırılığını belirtiyor. "Ama unutmayın" diyor Büyükelçi Dr. Rosenne, "Tam 91 tünel ortaya çıkarıldı. Buralardan silah ve terörist sızıyor. Unutmayın intihar saldırılarını, bu korkunç terör eylemlerini..." Başbakan Şaron'un Gazze'den çekilme planını ciddiye alıyor. Mısır'la İsrail arasındaki 1978 Camp David barışının da hiç beklenmedik bir anda gerçekleştiğini anımsatıyor. Planın artılarıyla eksilerinden konuşurken bir sözünü not ediyorum: "İki taraf da yorgun düştü!" Keşke... Garson Filistinli. Çat pat Türkçe biliyor. Ailesinin Osmanlı zamanında Adana taraflarından Filistin'e göç ettiğini söylüyor. Gazze'de yaşananlardan dolayı Şaron'a beddua ediyor. İbrahim'in barı... Yaseminlerin kokusu akşam vakti daha iç bayıltıcı! Amos Oz'un kitabındaki trajedi bölümünü yine okuyorum: "Trajediler iki türlü çözülür. Shakespearevari ve Çehovvari... İlkinde sahne cesetlerle doludur ve havada belli belirsiz adalet esintisi hissedilir. Çehov'un trajedisine gelince... Sahne kapanırken herkes düş kırıklığı ve kızgınlık içindedir. Yürekler acımıştır. Tümüyle kasvet ve kasavet basmıştır. Ama Çehov'un trajesinde sahne kapanırken herkes canlıdır, hiç olmazsa hayatta kalmıştır. İşte ben de Çehovcu bir son istiyorum İsrail - Filistin trajedisi için..." (*) İyi pazarlar!
HASAN CEMAL-MİLLİYET
|